23Eyl

Troponin Yüksekliği Her Zaman Kalp Krizi Anlamına mı Gelir?

Kan tahlilinde troponin değerinin yüksek görülmesi hastalarda doğal olarak endişeye neden olabilir. Çünkü troponin çoğunlukla kalp krizi ile ilişkilendirilen bir kan testidir. Ancak önemli bir nokta vardır:

Her troponin yüksekliği kalp krizi anlamına gelmez.

Troponin yüksekliğinin doğru yorumlanabilmesi için hastanın şikâyetleri, EKG bulguları ve troponin değerinin zaman içerisindeki değişimi birlikte değerlendirilmelidir.

Troponin nedir?

Troponin, kalp kası hücrelerinde bulunan bir proteindir. Kalp kası hücreleri hasar gördüğünde troponin kana geçer ve kan testlerinde düzeyi yükselir.

Günümüzde kullanılan yüksek duyarlılıklı troponin testleri (high-sensitivity troponin, hs-cTn) kalp kasındaki oldukça küçük değişiklikleri bile saptayabilmektedir.

Bu nedenle troponini yalnızca bir “kalp krizi testi” olarak değerlendirmek doğru değildir. Troponin öncelikle kalp kası hasarının bir göstergesidir.

Troponin yüksekliği kalp krizi anlamına gelir mi?

Kalp krizi, troponin yüksekliğinin en önemli nedenlerinden biridir. Ancak kalp krizi tanısı yalnızca troponinin yüksek olmasına bakılarak konulmaz.

Kalp krizi tanısında;

  • Göğüs ağrısı ve diğer şikâyetler,
  • EKG bulguları,
  • Troponinin seri ölçümlerde yükselme veya düşme göstermesi,
  • Gerektiğinde ekokardiyografi ve koroner görüntüleme sonuçları

birlikte değerlendirilir.

Dolayısıyla tek bir kan testinde troponinin yüksek bulunması tek başına kişinin kalp krizi geçirdiğini göstermez.

Troponin neden yükselir?

Kalp krizi dışında birçok durumda troponin yüksekliği görülebilir. Bunların arasında:

  • Kalp yetersizliği,
  • Hızlı seyreden ritim bozuklukları,
  • Miyokardit (kalp kası iltihabı),
  • Akciğer embolisi,
  • Ciddi enfeksiyonlar ve sepsis,
  • Böbrek hastalıkları,
  • Çok yüksek veya çok düşük tansiyon,
  • Bazı ciddi sistemik hastalıklar

yer alabilir.

Bu nedenle troponin yüksekliği saptandığında asıl önemli olan “Troponin neden yükseldi?” sorusunun yanıtını bulmaktır.

Yoğun egzersiz troponini yükseltebilir mi?

Evet. Özellikle maraton, uzun mesafe bisiklet veya çok yoğun dayanıklılık egzersizleri sonrasında troponin değerlerinde geçici yükselmeler görülebilir.

Bunun, yoğun egzersiz sırasında kalbin artan iş yükü ve kalp kası hücrelerinin maruz kaldığı geçici stresle ilişkili olduğu düşünülmektedir.

Egzersiz sonrasında görülen troponin yüksekliği, tek başına kalp kasında kalıcı hasar veya kalp krizi olduğu anlamına gelmez. Ancak özellikle göğüs ağrısı, nefes darlığı, bayılma gibi belirtiler eşlik ediyorsa mutlaka tıbbi değerlendirme gerekir.

Troponin kaç olursa tehlikelidir?

Bu, hastaların en sık sorduğu sorulardan biridir. Ancak “Troponin şu değerin üzerindeyse kalp krizi vardır” şeklinde herkes için geçerli tek bir sayı yoktur.

Normal sınırlar kullanılan troponin testine, laboratuvara ve ölçüm yöntemine göre değişebilir.

Ayrıca yalnızca troponinin ne kadar yüksek olduğu değil, seri ölçümlerde nasıl değiştiği de önemlidir.

Örneğin başlangıçta normal veya hafif yüksek olan bir troponinin birkaç saat içerisinde belirgin yükselmesi akut bir kalp hasarı açısından önemli olabilir. Buna karşılık bazı kronik hastalıklarda troponin uzun süre hafif yüksek seyredebilir.

Bu nedenle troponin sonucu mutlaka klinik durumla birlikte değerlendirilmelidir.

Böbrek hastalarında troponin neden yüksek olabilir?

Kronik böbrek hastalığı olan kişilerde, özellikle yüksek duyarlılıklı troponin testlerinde, değerler kalp krizi olmadan da normal sınırların üzerinde bulunabilir.

Bu durum yalnızca troponinin böbreklerden yeterince atılamamasıyla açıklanmaz. Kronik böbrek hastalığına eşlik eden kalp kası yapısındaki değişiklikler, kalp yetersizliği ve kronik kardiyovasküler stres de troponin yüksekliğine katkıda bulunabilir.

Bu hastalarda da tek bir troponin değerinden ziyade hastanın şikâyetleri, EKG’si ve seri troponin ölçümlerindeki değişim önem taşır.

Troponin yüksek çıktığında ne yapılmalı?

Troponin yüksekliği saptandığında öncelikle paniğe kapılmadan, ancak sonucu da ihmal etmeden nedeninin belirlenmesi gerekir.

Özellikle göğüste baskı veya sıkışma, nefes darlığı, soğuk terleme, bulantı ya da kola, sırta veya çeneye yayılan ağrı gibi belirtiler varsa acil tıbbi değerlendirme gerekir.

Değerlendirmede EKG ve seri troponin ölçümleri başta olmak üzere, hastanın durumuna göre ekokardiyografi, koroner BT anjiyografi veya girişimsel koroner anjiyografi gibi ileri incelemeler gerekebilir.

Sonuç

Troponin yüksekliği önemli bir bulgudur ancak her zaman kalp krizi anlamına gelmez.

Troponin bize kalp kasında bir hasar veya stres olabileceğini gösterir. Bunun nedeninin kalp krizi mi, başka bir kalp hastalığı mı yoksa kalp dışı başka bir durum mu olduğu hastanın şikâyetleri, EKG bulguları, seri troponin ölçümleri ve gerektiğinde ileri tetkiklerle belirlenir.

Bu nedenle troponin sonucunu tek başına yorumlamak yerine, özellikle göğüs ağrısı veya diğer kalp belirtileri varsa kardiyoloji değerlendirmesi yapılması önemlidir.

11Eyl

Tansiyon Kaç Olursa Tehlikelidir? Yüksek Tansiyon Belirtileri Nelerdir?

“Tansiyonum kaç olmalı?” ve “Tansiyon kaç olursa tehlikelidir?” hastaların en sık sorduğu sorular arasındadır.

Kan basıncının sürekli yüksek seyretmesine hipertansiyon adı verilir. Hipertansiyon çoğu zaman belirgin bir şikâyete yol açmadığı için uzun yıllar fark edilmeden kalabilir. Buna karşın tedavi edilmediğinde kalp, beyin, böbrekler ve damar sistemi üzerinde önemli hasara neden olabilir.

Bu nedenle yalnızca şikâyet olduğunda değil, düzenli olarak kan basıncının ölçülmesi önemlidir.

Normal Tansiyon Kaç Olmalıdır?

Tansiyon değerlendirilirken iki değer dikkate alınır:

Sistolik kan basıncı (büyük tansiyon): Kalbin kasılması sırasında oluşan basınçtır.

Diyastolik kan basıncı (küçük tansiyon): Kalbin gevşemesi sırasında damar sistemindeki basıncı gösterir.

Sağlıklı bir erişkinde 120/80 mmHg civarındaki kan basıncı ideal bir değer olarak kabul edilebilir. Halk arasında bu değer “12’ye 8” olarak ifade edilir.

Ancak tansiyonun 120/80 mmHg’nin üzerinde olması kişinin mutlaka hipertansiyon hastası olduğu anlamına gelmez.

Genel olarak:

  • Yaklaşık 120/80 mmHg: İdeal kan basıncı değeridir.
  • 120–139/70–89 mmHg: Hipertansiyon tanısı anlamına gelmez; ancak ideal değerlerin üzerindedir ve kişinin kalp-damar riskiyle birlikte değerlendirilmelidir.
  • Muayenehanede 140/90 mmHg veya üzeri: Hipertansiyon açısından değerlendirme gerektirir.
  • Evde yapılan ölçümlerin ortalamasının 135/85 mmHg veya üzerinde olması: Hipertansiyon açısından anlamlı kabul edilir.

Burada önemli bir nokta, hipertansiyon tanısının çoğu zaman tek bir tansiyon ölçümüne dayanarak konulmamasıdır. Farklı günlerde yapılan ölçümler, evde tansiyon takibi veya gerektiğinde 24 saatlik tansiyon holteri ile yüksek kan basıncının devamlı olup olmadığı değerlendirilir.

Tansiyon Kaç Olursa Yüksek Kabul Edilir?

Kan basıncı sınıflandırmaları kullanılan kılavuza ve ölçüm yöntemine göre farklılık gösterebilir.

Muayenehanede tekrarlanan ölçümlerde kan basıncının 140/90 mmHg veya üzerinde olması hipertansiyon açısından değerlendirme gerektirir.

Özellikle muayenehanede yüksek ölçülen kan basıncının evde normal olması beyaz önlük hipertansiyonu olarak adlandırılan durumu düşündürebilir.

Bunun tersine, muayenehanede normal olmasına rağmen evde veya günlük yaşam sırasında yüksek kan basıncı değerleri görülebilir. Buna da maskeli hipertansiyon adı verilir.

Tanının doğru konulabilmesi için gerektiğinde evde tansiyon takibi veya 24 saatlik ambulatuvar kan basıncı ölçümü kullanılabilir.

Yüksek Tansiyon Belirti Verir mi?

Hipertansiyonun en önemli özelliklerinden biri uzun süre hiçbir belirti vermeden ilerleyebilmesidir.

Bu nedenle hipertansiyon için bazen “sessiz” bir hastalık ifadesi kullanılır.

Bazı kişilerde kan basıncı yükseldiğinde:

  • Baş ağrısı
  • Baş dönmesi
  • Çarpıntı
  • Kulakta uğultu
  • Nefes darlığı
  • Halsizlik

gibi şikâyetler görülebilir.

Ancak bu belirtilerin hiçbiri hipertansiyona özgü değildir. Kişinin kendisini iyi hissetmesi de tansiyonunun normal olduğu anlamına gelmez.

Tansiyon Kaç Olursa Tehlikelidir?

Hastaların en çok merak ettiği konulardan biri belirli bir tansiyon değerinin ne zaman tehlikeli olduğudur.

180/120 mmHg ve üzerindeki kan basıncı değerleri ciddi derecede yüksek kabul edilir ve dikkatle değerlendirilmelidir. Ancak acil tedavi gerekip gerekmediğini belirleyen yalnızca tansiyonun rakamsal değeri değildir.

 

 

Özellikle çok yüksek tansiyona;

  • Göğüs ağrısı,
  • Şiddetli nefes darlığı,
  • Konuşma bozukluğu,
  • Kol veya bacakta ani güç kaybı,
  • Bilinç değişikliği,
  • Şiddetli veya alışılmadık baş ağrısı,
  • Görme bozukluğu

gibi belirtiler eşlik ediyorsa kalp, beyin, böbrek veya diğer organlarda akut etkilenme söz konusu olabilir ve acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır.

Dolayısıyla “tansiyonum 18 oldu” ifadesini tek başına değerlendirmek yerine, ölçümün doğru yapılıp yapılmadığına, yüksekliğin devam edip etmediğine ve hastada eşlik eden belirtilerin bulunup bulunmadığına bakmak gerekir.

Yüksek Tansiyon Kalbe Nasıl Zarar Verir?

Uzun süre kontrolsüz kalan hipertansiyon kalbin sürekli olarak daha yüksek bir basınca karşı çalışmasına neden olur.

Zaman içerisinde kalp kasında kalınlaşma gelişebilir. Hipertansiyon ayrıca koroner arter hastalığı, kalp yetmezliği, atriyal fibrilasyon, inme ve böbrek hastalığı riskinin artmasıyla ilişkilidir.

Bu nedenle hipertansiyon tedavisinin amacı yalnızca tansiyon cihazındaki rakamları düşürmek değil, uzun dönemde kalp-damar hastalıkları ve organ hasarı riskini azaltmaktır.

Evde Tansiyon Nasıl Doğru Ölçülür?

Yanlış ölçüm tekniği olduğundan yüksek veya düşük tansiyon değerleri görülmesine neden olabilir.

Tansiyon ölçmeden önce en az 5 dakika dinlenmek, sırt destekli şekilde oturmak, ayakları yere basmak ve kolu kalp seviyesinde tutmak önemlidir.

Ölçüm sırasında konuşulmamalı ve kola uygun büyüklükte manşet kullanılmalıdır.

Mümkünse birer dakika arayla iki ölçüm yapılması ve değerlerin kaydedilmesi yararlıdır. Özellikle hipertansiyon tanısı veya tedavinin etkinliği değerlendirilirken farklı günlerde tekrarlanan ölçümlerin ortalaması tek bir ölçümden daha değerlidir.

 

Hipertansiyon Tedavisinde Her Hastaya İlaç Gerekir mi?

Tedavi kararı yalnızca tansiyon değerine göre verilmez.

Hastanın yaşı, toplam kardiyovasküler riski, diyabet veya böbrek hastalığının bulunması, geçirilmiş kalp-damar hastalıkları ve hedef organ hasarı gibi faktörler birlikte değerlendirilir.

Yaşam tarzı düzenlemeleri hipertansiyon tedavisinin temel parçalarından biridir.

Tuz tüketiminin azaltılması, uygun vücut ağırlığının sağlanması, düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı beslenme, sigaranın bırakılması ve aşırı alkol tüketiminden kaçınılması kan basıncının kontrolüne katkı sağlar.

Gerekli hastalarda bunlara ilaç tedavisi eklenir.

Tansiyon İlacı Başlandıktan Sonra Ömür Boyu Kullanmak Gerekir mi?

Hipertansiyon çoğunlukla kronik bir hastalıktır ve birçok hastada uzun süreli tedavi gerekir.

Ancak kilo kaybı ve yaşam tarzındaki önemli değişiklikler sonrasında bazı hastalarda ilaç ihtiyacı azalabilir.

Tansiyon değerlerinin normale gelmesi üzerine ilaçların hasta tarafından kendiliğinden kesilmesi doğru değildir. Çünkü normal değerler çoğu zaman kullanılan tedavinin etkisiyle sağlanmaktadır.

İlaç dozu veya tedavinin değiştirilmesine hekim tarafından karar verilmelidir.

Sonuç

Hipertansiyon uzun yıllar belirti vermeden ilerleyebilen ancak tedavi edilmediğinde kalp, beyin, böbrek ve damar sisteminde ciddi sorunlara yol açabilen önemli bir hastalıktır.

120/80 mmHg civarı ideal bir kan basıncı değeri olmakla birlikte, hipertansiyon tanısı tek bir ölçümle konulmamalıdır. Muayenehanede tekrarlayan 140/90 mmHg ve üzerindeki, ev ölçümlerinde ise ortalama 135/85 mmHg ve üzerindeki değerler hipertansiyon açısından değerlendirilmelidir.

Kan basıncının doğru teknikle ve düzenli olarak ölçülmesi, hipertansiyonun erken tanınması ve kişiye uygun tedavinin planlanması uzun dönem kalp-damar riskinin azaltılmasında büyük önem taşır.

Doç. Dr. Emin Alioğlu
Kardiyoloji Uzmanı – İzmir

01Eyl

Göğüs Ağrısı Ne Zaman Kalp Kaynaklıdır? | İzmir Kardiyoloji

Göğüs Ağrısı Ne Zaman Kalp Kaynaklıdır?

Göğüs ağrısı, hastaların kardiyoloji uzmanına başvurmasına en sık neden olan şikâyetlerden biridir. Ancak her göğüs ağrısı kalp hastalığı veya kalp krizi anlamına gelmez. Kas ve iskelet sistemi hastalıkları, mide ve yemek borusu sorunları, akciğer hastalıkları ve hatta stres de göğüs ağrısına neden olabilir.
Bununla birlikte, kalp damarlarında daralma veya tıkanıklığa bağlı gelişen göğüs ağrısının erken fark edilmesi önemlidir. Özellikle belirli özellikleri taşıyan ağrılarda kardiyolojik değerlendirme geciktirilmemelidir.

Kalp Kaynaklı Göğüs Ağrısı Nasıl Olur?

Kalp damarlarının kalp kasının ihtiyacı olan kan ve oksijeni yeterince sağlayamaması sonucu ortaya çıkan ağrıya anjina adı verilir.
Kalp kaynaklı tipik göğüs ağrısı çoğunlukla:

• Göğsün ortasında baskı, sıkışma veya ağırlık şeklinde hissedilir.
• Yürümek, merdiven çıkmak veya yokuş çıkmak gibi eforlarla ortaya çıkar.
• Dinlenmekle birkaç dakika içerisinde azalabilir.
• Sol kola, her iki kola, omuza, sırta, boyuna veya çeneye yayılabilir.
• Nefes darlığı, terleme veya bulantı eşlik edebilir.

Hastalar bazen bu şikâyeti ağrıdan çok “göğsümün üzerine bir ağırlık oturuyor” veya “göğsüm sıkışıyor” şeklinde tarif eder.

Her Göğüs Ağrısı Kalp Hastalığı mıdır?

Hayır. Göğüs ağrılarının önemli bir bölümü kalp dışı nedenlerden kaynaklanır.
Kas ve kaburgalardan kaynaklanan ağrılar genellikle hareketle veya göğüs duvarına bastırmakla değişebilir. Reflü ve diğer mide-yemek borusu hastalıklarında yanma, ekşime ve yemeklerle ilişki ön planda olabilir.
Ancak yalnızca ağrının özelliklerine bakarak kalp hastalığını kesin olarak dışlamak her zaman mümkün değildir.
Özellikle diyabet, hipertansiyon, yüksek kolesterol, sigara kullanımı veya ailede erken yaşta kalp damar hastalığı öyküsü bulunan kişilerde göğüs ağrısı daha dikkatli değerlendirilmelidir.

Hangi Göğüs Ağrısı Kalp Krizini Düşündürür?

Kalp krizi sırasında göğüste genellikle şiddetli bir baskı veya sıkışma hissi ortaya çıkar. Şikâyet istirahatte başlayabilir ve birkaç dakikadan uzun sürebilir.
Özellikle;
• Yeni başlayan şiddetli göğüs ağrısı,
• Dinlenmekle geçmeyen göğüste baskı veya sıkışma,
• Soğuk terleme,
• Nefes darlığı,
• Bulantı veya kusma,
• Bayılma veya ciddi halsizlik
gibi belirtilerin bulunması acil değerlendirme gerektirir.
Bu durumda rutin poliklinik randevusu beklemek yerine acil sağlık hizmetine başvurulmalıdır.

Kadınlarda ve Diyabet Hastalarında Belirtiler Farklı Olabilir mi?

Evet. Kalp damar hastalıkları her hastada klasik göğüs ağrısıyla ortaya çıkmayabilir.
Özellikle kadınlarda, ileri yaştaki kişilerde ve diyabet hastalarında nefes darlığı, olağan dışı yorgunluk, sırt veya çene ağrısı, bulantı ve halsizlik gibi daha az tipik belirtiler görülebilir.
Bu nedenle kişinin kardiyovasküler risk faktörleri de şikâyetin değerlendirilmesinde önemlidir.

Göğüs Ağrısı Olan Hastada Hangi Tetkikler Yapılır?

Her hastaya aynı tetkiklerin yapılması gerekmez.
Öncelikle hastanın şikâyetinin özellikleri, yaşı ve kardiyovasküler risk faktörleri değerlendirilir. Fizik muayene ve elektrokardiyografi (EKG) sonrasında gerekli görülürse ekokardiyografi, kan tetkikleri, efor testi veya farklı görüntüleme yöntemlerinden yararlanılabilir.
Bazı hastalarda koroner arterleri değerlendirmek amacıyla koroner BT anjiyografi (sanal anjiyo) veya koroner anjiyografi gerekebilir.
Hangi yöntemin uygun olduğuna hastanın klinik özelliklerine göre karar verilmelidir.

EKG Normal Çıkarsa Kalp Damarlarında Darlık Olmadığı Söylenebilir mi?

Hayır.
İstirahat sırasında çekilen EKG’nin normal olması önemli bir bulgudur ancak tek başına koroner arter hastalığını tamamen dışlamaz. Kalp damarlarında darlık bulunan bazı hastalarda istirahat EKG’si normal olabilir.
Bu nedenle göğüs ağrısı değerlendirilirken yalnızca EKG sonucuna değil, hastanın şikâyetlerine ve kardiyovasküler risk profiline birlikte bakılması gerekir.

Anjiyo Normal Olduğu Halde Göğüs Ağrısı Olabilir mi?

Evet.
Koroner anjiyografide kalbin büyük damarlarında önemli bir darlık görülmemesine rağmen bazı hastalarda göğüs ağrısı devam edebilir.
Bu durumlarda kalbin küçük damarlarını etkileyen mikrovasküler anjina veya koroner damarların geçici olarak daralmasına neden olan koroner vazospazm gibi durumlar düşünülebilir.
Dolayısıyla “anjiyom normal çıktı” ifadesi her zaman göğüs ağrısının kalple hiçbir ilişkisi olmadığı anlamına gelmez.

Ne Zaman Kardiyoloji Uzmanına Başvurulmalı?

Tekrarlayan, özellikle efor sırasında ortaya çıkan veya giderek sıklaşan göğüs ağrıları kardiyolojik açıdan değerlendirilmelidir.
Hipertansiyon, diyabet, yüksek kolesterol, sigara kullanımı, obezite veya ailede erken yaşta kalp hastalığı bulunması durumunda değerlendirme daha da önem kazanır.
Sonuç
Göğüs ağrısının birçok farklı nedeni olabilir ve her göğüs ağrısı kalp hastalığı anlamına gelmez. Ancak özellikle eforla ortaya çıkan, baskı veya sıkışma şeklindeki ve kola, sırta veya çeneye yayılan ağrılarda kalp damar hastalıklarının araştırılması gerekir.
Göğüs ağrısının nedenini belirlemenin en doğru yolu; şikâyetin özelliklerini, kişinin risk faktörlerini ve gerekli kardiyolojik tetkikleri birlikte değerlendirmektir.

Doç. Dr. Emin Alioğlu
Kardiyoloji Uzmanı

05Haz

Stent Takıldıktan Sonra Nelere Dikkat Edilmeli?

Stent Takıldıktan Sonra Nelere Dikkat Edilmeli?

Koroner arter hastalığının tedavisinde sık kullanılan yöntemlerden biri stent uygulamasıdır. Başarılı bir işlem sonrasında hastaların günlük yaşamlarına dönebilmeleri mümkün olsa da, stentin uzun yıllar tekrar daralmaması için bazı önemli kurallara dikkat edilmelidir.

Stent Nedir?

Stent, daralan kalp damarını açık tutmak amacıyla yerleştirilen küçük metal kafes yapıdır. Anjiyografi sırasında uygulanır ve kan akışının yeniden sağlanmasına yardımcı olur.

İlk Günlerde Nelere Dikkat Edilmeli?

İşlem sonrası ilk günlerde:

  • Ağır kaldırılmamalıdır.
  • Doktorun önerdiği ilaçlar düzenli kullanılmalıdır.
  • Giriş bölgesinde kanama veya şişlik olup olmadığı takip edilmelidir.
  • Bol sıvı tüketilmelidir.

İlaç Kullanımı Hayati Önem Taşır

Stent sonrası en kritik konu ilaç tedavisidir.

Kan sulandırıcı ilaçların düzensiz kullanılması veya erken bırakılması stentin pıhtı ile tıkanmasına neden olabilir. Bu durum kalp krizine yol açabilecek ciddi bir problemdir.

Bu nedenle ilaçlar doktor önerisi olmadan kesinlikle kesilmemelidir.

Beslenme Nasıl Olmalıdır?

Kalp dostu beslenme uzun dönem başarı için önemlidir.

Öneriler:

  • Sebze ve meyve tüketimini artırın.
  • Tuz tüketimini azaltın.
  • İşlenmiş gıdalardan kaçının.
  • Doymuş yağ tüketimini sınırlayın.
  • Akdeniz tipi beslenmeyi tercih edin.

Spor ve Egzersiz

Stent takılması sonrasında uygun egzersiz programı kalp sağlığını destekler.

Genellikle:

  • Düzenli yürüyüş
  • Hafif tempolu kardiyo egzersizleri
  • Kardiyak rehabilitasyon programları

önerilmektedir.

Ancak egzersiz planı mutlaka doktor kontrolünde oluşturulmalıdır.

Sigara Kullanımı

Sigara, stent sonrası tekrar damar tıkanıklığı riskini belirgin şekilde artırır.

Bu nedenle stent takılan hastaların sigarayı tamamen bırakmaları gerekmektedir.

Ne Zaman Doktora Başvurulmalı?

Aşağıdaki durumlarda acil değerlendirme gerekir:

  • Göğüs ağrısının tekrar başlaması
  • Nefes darlığı
  • Bayılma
  • Şiddetli çarpıntı
  • Giriş yerinde ciddi kanama

Sık Sorulan Sorular

Stent takıldıktan sonra normal yaşama dönülebilir mi?

Evet. Çoğu hasta kısa süre içerisinde günlük yaşamına dönebilmektedir.

Stent ömür boyu kalır mı?

Evet. Stent damarın içerisinde kalıcı olarak bulunur.

Stent takılması kalp hastalığını tamamen ortadan kaldırır mı?

Hayır. Stent mevcut darlığı tedavi eder ancak yeni damar hastalıklarının gelişmesini engellemez. Bu nedenle yaşam tarzı değişiklikleri büyük önem taşır.

Sonuç

Stent tedavisi sonrasında ilaçların düzenli kullanılması, sağlıklı beslenme, sigaradan uzak durulması ve düzenli kardiyoloji kontrolleri uzun dönem başarı için kritik öneme sahiptir. Hastaların önerilere uyum göstermesi, yeni kalp damar problemlerinin önlenmesine önemli katkı sağlar.

 

Randevu Almak İçin: +90 850 811 61 51

30Mar

Kalp Çarpıntısı Neden Olur? Ne Zaman Tehlikelidir? | İzmir Kardiyolog

Kalp çarpıntısı, kişinin kalp atışlarını normalden daha hızlı, düzensiz veya güçlü hissetmesi durumudur. Günlük yaşamda sık karşılaşılan bir şikayet olmakla birlikte bazı durumlarda altta yatan bir kalp hastalığının belirtisi olabilir.

Çarpıntı şikayetinin doğru şekilde değerlendirilmesi, olası ciddi durumların erken tespiti açısından önemlidir.

 KALP ÇARPINTISI NEDEN OLUR?

Kalp çarpıntısının birçok farklı nedeni olabilir:

  • Stres ve anksiyete
  • Aşırı kafein tüketimi
  • Kansızlık (anemi)
  • Tiroid hastalıkları
  • Kalp ritim bozuklukları
  • Bazı ilaçlar

Bazı durumlarda çarpıntı tamamen zararsız olabilirken, bazı durumlarda ileri tetkik gerektirebilir.

NE ZAMAN TEHLİKELİDİR?

Aşağıdaki durumlarda çarpıntı ciddiye alınmalıdır:

  • Uzun süre devam ediyorsa
  • Sık tekrarlıyorsa
  • Baş dönmesi veya bayılma eşlik ediyorsa
  • Göğüs ağrısı ile birlikteyse
  • Nefes darlığı varsa
  • Ailede genç yaşta ani ölüm öyküsü varsa

Bu belirtiler kalp ritim bozuklukları veya daha ciddi kardiyolojik problemlerin habercisi olabilir.

NASIL DEĞERLENDİRİLİR?

Kalp çarpıntısı şikayetinde:

  • Elektrokardiyografi (EKG) /Ekokardiyografi
  • 24-72 saatlik Holter EKG (ritim takibi)
  • Kan testleri

gibi yöntemlerle değerlendirme yapılabilir.

NE YAPILMALI?

Çarpıntı şikayetiniz varsa:

  • Kafein tüketimini azaltın
  • Stresi kontrol etmeye çalışın
  • Şikayetler devam ediyorsa kardiyoloji uzmanına başvurun

Erken değerlendirme, olası ciddi hastalıkların önüne geçilmesini sağlar.

SONUÇ / ÇAĞRI (SEO + hasta dönüşüm)

Kalp çarpıntısı şikayetlerinizin nedeninin belirlenmesi için kardiyolojik değerlendirme önemlidir.

İzmir kardiyoloji uzmanı Doç. Dr. Emin Alioğlu tarafından çarpıntı şikayetlerine yönelik muayene ve takip yapılmaktadır.

Randevu Almak İçin: +90 850 811 61 51

16Ara

Doç.Dr. Emin ALİOĞLU

Randevu ve İletişim

📍 Adres: Kazım Dirik Mahallesi No:243 D:4, 35100 Bornova / İzmir
📞 Telefon: +90 232 503 05 76
📧 E-posta: dreminalioglu@yahoo.com

İzmir Kalp Doktoru – Doç. Dr. Emin Alioğlu

Kalp sağlığı, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen en önemli unsurlardan biridir. Günümüzün yoğun temposu, stres, düzensiz beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşam tarzı; kalp ve damar hastalıklarının giderek daha sık görülmesine neden olmaktadır. Bu nedenle kalple ilgili herhangi bir belirti hissedildiğinde ya da risk faktörleri mevcutsa, erken tanı ve doğru tedavi için uzman bir kardiyoloji hekimine başvurmak hayati önem taşır.

İzmir’de kalp sağlığınızı korumak ve tedavi sürecinizi güvenle sürdürmek için deneyimli bir hekim arıyorsanız, Doç. Dr. Emin Alioğlu, bilimsel yaklaşımı ve hasta odaklı anlayışıyla yanınızdadır.


İzmir Kalp Doktoru – Doç. Dr. Emin Alioğlu Kimdir?

Doç. Dr. Emin Alioğlu, İzmir’de hizmet veren, alanında deneyimli bir kardiyoloji uzmanıdır. Tıp eğitimini tamamladıktan sonra kardiyoloji alanında uzun yıllar süren akademik ve klinik çalışmalar yürütmüş, mesleki bilgi birikimini sahadaki deneyimiyle birleştirmiştir.

Bornova’daki kliniğinde; kalp ve damar hastalıklarının tanı, takip ve tedavisine yönelik hizmetler sunmaktadır. Hastalarından gelen geri bildirimler, kendisinin güven veren, açıklayıcı ve empati temelli yaklaşımını açıkça ortaya koymaktadır.


Kalp Sağlığı İçin Sunulan Hizmetler

Kalp sağlığının korunması ve tedavisi, bütüncül bir değerlendirme gerektirir. Bu anlayışla sunulan başlıca hizmetler şunlardır:

Detaylı Kardiyolojik Muayene

Kalbin yapısı ve fonksiyonları kapsamlı şekilde değerlendirilir. Mevcut risk faktörleri analiz edilerek erken dönemde önlem alınması hedeflenir.

Ekokardiyografi

Ses dalgaları kullanılarak kalp kasının çalışması, kalp kapaklarının durumu ve kalbin genel performansı ayrıntılı biçimde incelenir.
Ekokardiyografi, kalp hastalıklarının tanısında en güvenilir ve temel yöntemlerden biridir.

Efor Testi

Yürüyüş bandı veya bisiklet eşliğinde yapılan bu testle, kalbin egzersize verdiği yanıt değerlendirilir. Özellikle koroner arter hastalığı riskinin belirlenmesinde önemli rol oynar.

Holter ve Tansiyon Holteri

24 saatlik kalp ritmi ve tansiyon takibi sayesinde, kısa süreli ölçümlerde tespit edilemeyen ritim bozuklukları ve tansiyon dalgalanmaları saptanır.

Girişimsel Kardiyolojik İşlemler

Gerekli görülen durumlarda stent uygulamaları, kalp pili tedavileri gibi ileri düzey girişimsel işlemler planlanır ve deneyimli ekip eşliğinde gerçekleştirilir.


Neden İzmir’de Bir Kalp Doktoru Tercih Etmelisiniz?

Yerel Uzmanlık ve Kolay Erişim

İzmir’de yaşayan hastalar için yerel bir uzmana ulaşmak; acil durumlarda, düzenli kontrollerde ve tedavi sürekliliğinde büyük avantaj sağlar. Uzun randevu bekleme süreleri olmadan sağlık hizmeti alabilirsiniz.

Hasta Odaklı Yaklaşım

Tedavi sürecinde hastanın kendini güvende hissetmesi en az tıbbi müdahale kadar önemlidir. Hasta yorumları, Doç. Dr. Emin Alioğlu’nun yaklaşımının anlaşılır, şeffaf ve güven verici olduğunu göstermektedir.

Modern Tanı ve Tedavi Yöntemleri

Güncel tıbbi teknolojilerle desteklenen ekokardiyografi, Holter ve efor testi gibi yöntemler sayesinde kalp hastalıkları daha etkin şekilde teşhis edilir ve yönetilir.


Hasta Yorumları ve Güvenilir Referanslar

Gerçek hasta deneyimleri ve olumlu geri bildirimler, hem hekimin başarısını hem de hasta memnuniyetini ortaya koyar. Google Business Profile ve benzeri platformlardaki yorumlar, yeni hastaların doğru hekimi seçmesine yardımcı olur.

25Oca

izmir kalp doktoru

Bunları Biliyor musunuz?

Kalp sağlığınızı korumak için;

  1. Sağlıklı Beslenme:
    • Düşük yağlı, yüksek lifli gıdalar tercih edin.
    • Omega-3 yağ asitleri içeren balık, ceviz gibi besinleri ekleyin.
    • Taze meyve ve sebzeleri günlük diyetinize dahil edin.
    • Şeker ve tuz tüketimini sınırlayın.
  2. Düzenli Egzersiz:
    • Haftada en az 150 dakika orta şiddette aerobik egzersiz yapın.
    • Kuvvet antrenmanlarına da yer verin.
    • Günde en az 30 dakika yürüyüş yapmak kalp sağlığını olumlu yönde etkiler.
  3. Sigara ve Alkol Kullanımını Sınırlayın:
    • Sigara içmeyin ve pasif içicilikten kaçının.
    • Alkol tüketimini sınırlayın, mümkünse bırakın.
  4. Stresten Kaçının:
    • Stresle başa çıkma yöntemleri öğrenin, yoga veya meditasyon gibi rahatlama tekniklerini deneyin.
    • Hobiler ve sosyal etkinlikler stresi azaltabilir.
  5. Düzenli Sağlık Kontrolleri:
    • Düzenli olarak kan basıncınızı ve kolesterol seviyelerinizi kontrol ettirin.
    • Diyabet gibi risk faktörleri için düzenli testler yaptırın.
  6. Sağlıklı Kilo:
    • Sağlıklı bir kilo aralığında kalmaya özen gösterin.
    • Fazla kilolar kalp sağlığı üzerinde olumsuz etkilere neden olabilir.
  7. İyi Uyku Alışkanlıkları:
    • Her gece yeterli uyku alın. İyi bir uyku, kalp sağlığını olumlu yönde etkiler.
  8. Su Tüketimine Dikkat Edin:
    • Günde en az 8 su bardağı su içmek, genel sağlık ve kalp sağlığı için önemlidir.
  9. Risk Faktörlerini Bilin:
    • Aile geçmişinizde kalp hastalığı varsa, bu risk faktörünü dikkate alın.
    • Yaş, cinsiyet ve genetik faktörleri göz önünde bulundurun.
  10. Düzenli Doktor Kontrolleri:
    • Düzenli doktor ziyaretleri, olası sorunları erken tespit etmek açısından önemlidir.

 

İzmir Kalp Doktoru
Doç.Dr. Emin Alioğlu

Adres Bilgileri
Kazım Dirik Mh. No:243 D:4, 35100 Bornova, İzmir

E-posta Adresi
dreminalioglu@yahoo.com

Telefon Numarası
+90 232 503 05 76

06Tem

Kalp Hastaları Yaza Girerken Nelere Dikkat Etmeli

Yaz mevsimi kendini iyiden iyiye hissettirmeye başladı. Sıcak ve nemli hava herkesi olumsuz etkilemekle birlikte özellikle kalp hastalığı olanlar için tehlikeli olabilir.

Peki Kalp hastaları yaza girerken nelere dikkat etmeli. Vücudun ısı düzenleme sistemlerinden en önemlisi cildin kan dolaşımıdır. Sıcak ve nemli havalar bu sistemin çalışmasını zorlar. Terlemeyle vücudu serinletmek için cilde pompalanan kan akımında artış olur, bu da kalbe fazladan yük bindirmektedir. Sağlıklı bireylerde kalp bu yük artışını sorunsuz karşılayabilirken, kalp ve damar hastalığı olanlarda ciddi sağlık sorunlara neden olabilir.

Bu nedenle sıcak ve nemli günlerde kalp krizi geçiren veya kalp-damar hastalığı nedeni ile yaşamını yitirenlerin sayısı artış görülmektedir. Kalp yetmezliği olan hastalarda sıcak havalarda cilde olan kan akışının artması ve sıvı kaybı, baş dönmesi ve bayılmaya neden olacak kadar kan basıncını düşürebilir. Bu durum, yeterli sıvı alınmadığı takdirde böbrek fonksiyonlarında bozulmaya yol açabilir.

İLAÇ KULLANIMINA DİKKAT

Kalp-damar hastalığı olanlar genellikle birden fazla ilaç kullanmaktadırlar ve bu ilaçlar ısı düzenlemene mekanizmasını etkileyebilir. İlaçlar, ısı düzenlemesine müdahale eder. Beta blokerler kalp atışını yavaşlatır, etkili ısı değişimi için kan dolaşım hızını düşürür. Diüretikler (idrar söktürücüler) idrar çıkışını tetikleyerek su kaybını daha da artırır. Bazı antidepresanlar (depresyon ilaçları) ve antihistaminikler (alerji ilaçları) terlemeyi etkileyebilir. Bu nedenle, yaz sezonu başında sürekli kullanılmakta olan ilaçların dozlarının ayarlanması ve gelişebilecek olası yan etkilere karşı bilgilendirme önem taşımaktadır.

SICAK HALARDA KALP SAĞLIĞINI KORUMAK İÇİN ÖNERİLER

Kalp hastaları yaza girerken nelere dikkat etmeli yazımızda sizlere bazı tavsiyelerimiz var

  • Özellikle güneş ışınlarını dik geldiği 11.00-15.00 arasındaki saatler arasında mümkün olduğunca dışarıda bulunulmamalıdır.
  • Sıcak havalarda açık renkli, rahat ve bol, ter emici özellikte giysiler tercih edilmelidir.
  • Yaz aylarında günlük sıvı ihtiyacı 2-3 litreye çıkmaktadır. Yazın günde 2-2.5 litre su tüketmeye özen gösterilmelidir.
  • Ağır ve yağlı yemekler tüketmek yerine az ve sık aralıklarla, hafif, lif içeriği yüksek yiyecekler tercih edilmelidir.
  • Su içeriği yüksek sebze ve meyve tüketilmelidir.
  • Alkollü ya da kafeinli içecekler tüketilmemelidir. Alkol, sıcağın olumsuz etkilerinin hissedilmesini engelleyebilir, kafeinli içecekler daha fazla sıvı kaybetmenize neden olabilir.
  • Sıcak havalarda ağır egzersizler yapılmamalıdır. Hafif ve orta düzeyde egzersizler akşam saatlerinde yapılabilir. Spor esnasında su tüketilmesi de çok önemlidir.
  • Sıcak havalarda uzun süre dış ortamda bulunup sonra aniden soğuk suya atlama (havuz, deniz vs.) sonucunda ölümcül ritim bozuklukları tetiklenebilir. Bu nedenle suya birden atlamak yerine alıştıra alıştıra suya girmek gerekir.
  • Su kaybının kanın daha çabuk pıhtılaşmasına neden olacağı da unutulmamalıdır. Kan sulandırıcı ilaç kullanan hastalar daha dikkatli olmalıdırlar.
  • Baş ağrısı, soğuk terleme, aşırı yorgunluk, çarpıntı, sık soluk alma ihtiyacı, baş dönmesi, kendini kaybetme, bulantı, kusma gibi belirtilerle karşılaşıldığında mutlaka en yakın sağlık merkezine ulaşılmalıdır.
  • Hekime danışarak kalp ilaçlarınızın yaz mevsimine göre düzenlenmesi yerinde olacaktır.
06Tem

Kalp Hastalıkları İle İlgili Sık Sorulan Sorular-1

1. Her göğüs ağrısı kalp ile ilgili midir?

Kalp krizinin en sık görülen belirtisi göğüs ağrısıdır. Kalp krizine eşlik eden bu ağrı, genellikle göğüsten çeneye ve sol kola yayılır. Her göğüs ağrısı kalp krizi değildir. Göğüs ağrısının çok çeşitli nedenleri olabilir. Bu nedenler arasında en sık karşılaşılanı, sindirim sistemine bağlı olarak gelişen rahatsızlıklardır. Reflü, ülser, safra kesesinden kaynaklanan problemler, kalp iskelet sistemi rahatsızlıkları göğüs ağrısına neden olabilir. Kalp krizi belirtisi zannedilen göğüs ağrıları psikolojik temelli de oluşabilir. Örneğin panik atak rahatsızlığında hastaların göğüs ağrısı çektikleri bilinmektedir.

2. Sigara kullanımı nasıl kalp hastalığına neden olur?

Dünya Sağlık Örgütü, sigara alışkanlığının günümüzde tüm dünyadaki en büyük sağlık sorunu olduğunu belirtiyor. Sigara hem kalp hem de akciğer hastalıklarının en önemli nedenleri arasındadır. Yapılan araştırmalara göre, sigara içenlerde kalp krizi riskinin 10 kat arttığı tespit edilmiştir.

Sigara, HDL’yi yani iyi kolesterolü azaltıp LDL yani kötü kolesterol düzeyi ile trigliseridleri artırarak, kalp hastalıklarına neden olmaktadır. Sigaradaki nikotin kalp atışlarını hızlandırır, tansiyonu yükseltir, kanın pıhtılaşma riskini artırır ve kandaki oksijen seviyesini düşürür. Sigarayı bırakanların ise kalp sağlığında kısa sürede düzelme kaydedilir. Sigarayı bıraktıktan sadece 48 saat sonra kalp krizi riskinin azaldığı görülmüştür. Koroner damar hastalığı ve kalp krizi riski sigarasız bir yılın sonunda yüzde 50’ye; 15’inci yılda ise hiç içmeyenlerle aynı düzeye iner.

3. Soğuk havalar kalp hastalığını tetikliyor mu?

Soğuk hava; özellikle koroner kalp rahatsızlığı hastalarında ve belli bir yaşın üzerindeki kişilerde kalp krizini tetikleyebilir. Yapılan araştırmalar, soğuk havanın nabız, pıhtılaşma ve kan basıncında artışa neden olabildiğini gösteriyor. Kışın kalp damarlarında soğuğa bağlı büzüşme (spazm) oluşur. Bu da koroner damar hastalarının daha sık ve yoğun göğüs ağrısı şikâyeti yaşamalarına neden olabilir. Kalp hastalarının ayrıca kışın grip ve zatürre gibi hastalıklara karşı da çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Grip ve zatürre, kalp yetmezliğine bağlı yakınmaları arttırabilir ve hastalığın ağırlaşmasına neden olabilir. Kardiyovasküler hastalıkları olanların grip ve zatürre aşılarını mutlaka yaptırarak riski azaltmalarını önermektedir.

4. Kalp pilinin ömrü ne kadardır?

Kalp pili, kalbin yeterli elektriksel uyarıyı doğal şekilde oluşturamaması nedeni ile bu uyarıyı yapay olarak veren cihazlar için kullanılan isimdir. Kalp atış hızını sağlayan bu pillerin ömrü ortalama 5-6 yıl arasındadır. Düzenli takibi yapılan hastalarda kalp pilinin ömrü azaldığında uyarı verir. Bu sayede piller bitmeden basit bir operasyonla tellere dokunulmadan sadece pilin jeneratörü değiştirilerek pilin çalışmaya devam etmesi sağlanır. Kalp pili olan hastaların bu bakımdan kontrollerini aksatmamaları önem taşımaktadır.

5. Fazla kilo kalp-damar hastalıklarına yol açabilir mi?

Kalp-damar hastalıkları ülkemizde ölüm nedenlerinin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor. Kalp hastalıklarının en yaygın nedenleri arasında ise aşırı kilo ve beslenme bozuklukları geliyor. Fazla kilo, kalbin dolaştırdığı kan miktarının artmasına ve vücutta insülin direncinin oluşmasına neden olur. Bu da damarların kalınlaşmasını ve koroner kalp hastalığının ilerlemesini hızlandırır.

Obezitenin kalp-damar yaşını 30 yıl ilerlettiğini belirtiyor. Göbekten alınan kilolar ise kalp damar hastalığı ile direkt ilişkili olabiliyor. Çünkü göbekteki aşırı yağlanma; diyabet, yüksek tansiyon ve kolesterol yüksekliğinin de habercisi olarak, kalp hastalıkları riskini artırıyor.

6. Gizli kalp nedir? Ölüm riski var mıdır?

Kalp krizi genelde, göğüs ağrısı, göğüste yanma, baskı hissi, mide ile sol kolda ağrı gibi belirtilerle kendisini gösterir. Bu belirtiler sayesinde zamanında müdahale edilen hastaların hayatı da kurtulur.

Gizli kalp ise belirti vermeden aniden ortaya çıkabilen son derece tehlikeli bir durumdur. Kalp hastalarının yaklaşık yüzde 20’sinin gizli kalp riski taşıdığı tahmin edilmektedir. Gizli kalp hastalığında kalp kasını besleyen damarlar tıkalı olsa da belirti görülmez. Bu nedenle de kalp krizindeki hasarın büyüklüğüne bağlı olarak kalp yetersizliği ve hatta ani ölüm gelişebilir. Gizli kalp hastalığı bazı spesifik kardiyoloji testleri sonucunda ortaya çıkabilir. Özellikle check-up gibi düzenli kontroller gizli kalp rahatsızlığının ortaya konması açısından büyük önem taşımaktadır.

7. Aritmi nasıl tedavi edilir?

Aritmi bir diğer bilinen adıyla kalp ritim bozukluğu, anormal kalp dokusunun ortadan kaldırılmasını içeren ablasyon yöntemi ile tedavi edilebilir. Ablasyon işleminde, kateter yardımıyla kasıktan kalp içine ilerlenir. Kateterin ucu kayıt cihazına bağlanarak kalp içinin EKG kayıtları alınır ve çarpıntının nedeni tespit edilir. Daha sonra yine kateter yardımıyla radyo frekans enerjisi verilerek, çarpıntı yapan bölge tahriple yok edilir. Ritim bozuklarının tedavisinde yüksek bir başarı yüzdesine sahip olan ablasyon yöntemi sayesinde, çok sayıda hastanın hem şikayetlerinden hem de ömür boyu ilaç kullanmaktan kurtulmaları da mümkün olabilmektedir.

8. Ekokardiyografi nedir?

Kalp hastalıklarının tespitinde en yaygın ve güvenilir yöntem ekokardiyografidir. Kısaca EKO olarak adlandırılan ekokardiyografi, basit tabiri ile kalp ultrasonudur. Ön tanı için kullanılan EKO, ses dalgalarını ileten prob ve görüntüleri kaydederek ölçüm yapan, monitörlü bir cihaz ile gerçekleştirilir. Bu yöntemde ses dalgaları kullanılarak kalbin yapısı ve işlevleri incelenir. Özellikle, kalbin pompa fonksiyonunu, kalp kapakçıkları ve büyük damarların yapısını değerlendirmek için ve kalpteki olası tümör veya pıhtı gibi oluşumları görebilmek amacıyla EKO çekilir. İki çeşit ekokardiyografi vardır. Transtorasik EKO, göğüs yüzeyinde prob aracılığıyla; transözefageal EKO ise ağız ve yemek borusundan tüp kullanılarak yapılır. Transözefageal EKO kalpte pıhtı veya enfeksiyon varlığının araştırılması, yapay kapak işlevlerinin değerlendirilmesi, ana atardamar-aort yırtılmalarının aranması, kalp deliklerinin incelenmesi, kalp kapak yetersizliklerinin ciddiyetinin belirlenmesi, kalp kapak tamiri veya kalp deliklerinin kapatılması ameliyatları sırasında ve sonrasında, işlem başarısının değerlendirilmesi amacıyla yapılır.

9. Kalp-damar hastalıklarında risk yaratan faktörler nelerdir?

Kalp ve damar hastalıkları riskini artıran çeşitli nedenler bulunmaktadır. Bu nedenler arasında sigara kullanımı başı çekmektedir. Bunun yanı sıra yüksek kolesterol, diyabet, hipertansiyon gibi rahatsızlıklar da bir süre sonra kalp-damar hastalıklarının görülmesine neden olabilir. İleri yaş, ailede kalp damar hastalığı hikayesi olması, göbek çevresinden alınan kilolar, homosistein yüksekliği, CRP yüksekliğinin de yine kalp-damar hastalıklarında risk faktörü yarattığı bilinmektedir. Fiziksel aktivitenin az olması yani hareketsiz yaşam ve aşırı stres de kalp rahatsızlıklarına neden olabilmektedir.

9. Ateroskleroz (damar sertliği) nedir?

Ateroskleroz tüm damar sistemini etkileyen bir hastalıktır. Damar sertliğinin gelişimi çocukluk yaşlarından itibaren başlar ancak erken yaşlarda tanısı zor olduğu için hastalığın belirtileri kendisini ileri yaşlarda gösterir. Damar sertliği genetik geçişe bağlı olarak gelişebildiği gibi çevresel risk faktörlerinin etkisi ile de ortaya çıkabilir. Damar sertliği oluşumunda risk yaratan faktörler arasında yüksek kolesterol, diyabet, hipertansiyon, sigara kullanımı da sayılabilir. Kalp-damar sağlığının korunmasına yönelik yapılan çalışmalarda; yüksek kolesterolün düşürülmesinin damar sertliği riskini de azalttığı görülmüştür.

06Tem

Koronavirüs kalp hastalığı olanlarda kalp krizini tetikliyor

Kalp ve Damar Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Emin Alioğlu Koronavirüs’ün kalp hastalığı olanlarda kalp krizini tetiklediğine dikkat çekti. Doç. Dr. Alioğlu, kalp hastalığı olanların COVID-19 salgını sırasında korunmak için sosyal mesafe ve maske kullanımıyla, el yıkama gibi tedbirlere özellikle dikkat etmelerini istedi.

Tüm dünyayı kasıp kavuran yeni tip korona virüs salgını yaşlı-genç, kronik hastalığı olan veya olmayan herkesi etkiliyor. Ancak özellikle yaşlı ve kronik hastalıkları olan bireylerin bu enfeksiyon için riskli grubu oluşturduğunu hatırlatan Doç. Dr. Emin Alioğlu, “Covid-19 enfeksiyonunda en sık etkilenen organ akciğerlerdir. Akciğerlerin tutulumunda kanın yetersiz oksijenlenmesini telafi etmek için kalbin iş yükü artmaktadır. Bu, kalbin etkin bir şekilde kasılma problemleri yaşadığı kalp yetmezliği olan biri için sorunları daha da kötüleştirebilir. Koroner (kalbi besleyen) damarlarda darlıkları olan hastalarda kalbin iş yükünün artması kalp krizini tetikleyebilir. Bunun dışında Covid-19 enfeksiyonu esnasında miyokardit, aritmi gibi kalbe ait komplikasyonlar gelişebilir” ifadelerini kullandı.

Kalp hastalığı olanların, COVID-19 salgını sırasında korunmak için sosyal mesafe ve maske kullanımı, el yıkama gibi tedbirlere özellikle dikkat etmeleri gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Alioğlu, kalp hastalarının ilaçlarını aksatmadan kullanmaları gerektiğini vurguladı. Doç. Dr. Alioğlu, kalp hastalarının ayrıca tansiyonlarını ve şekerlerini kontrol altında tutmaları gerektiğini belirterek, “Bağışıklık sistemini güçlü tutmak için düzenli uyku, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz yapmak çok önemlidir” diye konuştu.
Salgın sürecinde hastalara rutin olarak sağlık kuruluşlarına gitmemeleri önerilse de yeni başlayan göğüs ağrısı, nefes darlığı gibi şikayetleri olan hastaların maske kullanarak ve sosyal mesafeye dikkat ederek hastaneye başvurmaları gerektiğini de ifade etti.

Randevu İçin
WhatsApp
WhatsApp WhatsApp
Randevu İçin